“Caiz” kelimesi günlük dilde çoğu zaman eksik ya da hatalı anlaşılıyor. Biraz köküne, biraz da fıkıh geleneğinin bakışına dönerek anlatayım; eskilerin meseleyi nasıl koyduğunu bilmek her zaman ufuk açar.
Caiz ne demektir?
Caiz, dinen yapılmasına izin verilen, yasak olmayan demektir.
Yani bir fiil hakkında Kur’an’da, sünnette ya da icmâda açık bir yasak yoksa, o iş “caiz” sayılır.
Caiz demek:
- Sevap kazandırır demek değildir
- Tavsiye edilir demek değildir
- Güzel ve faziletli demek değildir
Sadece şu anlama gelir:
“Yaparsan günaha girmezsin.”
En çok yapılan yanlış
Toplumda sıkça şu denklem kuruluyor:
Caiz = Doğru = Yapılması iyi
Bu doğru değil.
Fıkıhta işler daha ince ayrılır. Bir şey:
- Caiz olabilir ama mekruh olabilir
- Caiz olabilir ama ahlaken zayıf olabilir
- Caiz olabilir ama takvaya uygun olmayabilir
Mesela:
- Sert konuşmak çoğu durumda caizdir ama güzel değildir
- Gereksiz tartışmaya girmek caizdir ama kalbi karartır
- Her helal olan şey, kâmil insanın tercihi değildir
Fıkıhtaki yeri
Fıkıh kitaplarında hükümler genelde şöyle sıralanır:
- Farz
- Vacip
- Sünnet / Mendup
- Mubah (caiz)
- Mekruh
- Haram
Buradaki mubah, caiz ile aynı çizgidedir:
Ne sevap, ne günah.
Tasavvufî bakış
Tasavvuf geleneği işi biraz daha yukarıdan tutar:
“Her caiz olan, ehlinin yolu değildir.”
Yani kalbi terbiye eden insan, sadece “haram mı değil mi” diye bakmaz;
“Bu beni Allah’a yaklaştırıyor mu?” diye sorar.
Bu yüzden büyükler:
- Caiz olanı terk edebilir
- Helali sınırlayabilir
- Mubahı azaltabilir
Çünkü amaç asgarî kurtuluş değil, kemâldir.
Kısa özet
- Caiz = Günah değil
- Caiz ≠ Sevap
- Caiz ≠ Tavsiye
- Her caiz olan, yapılması gereken değildir
- Takva, caizin ötesine geçmektir