Hidayet Gizlenirse: Nurun Çekilişi ve Yalnızlık”


159- İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere, hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder. 


“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayet yolunu gizleyenlere..” irfan nurları açıklamaları, fiil ve sıfat tecellileri ilimleri, hal ve makam hidayetleri ya da ilmel yakin yoluyla ilettiğimiz zati tevhid hidayetini-çünkü apaçık ayni bir olgu nefsin çeşitlendirmesiyle gizlenmez- veya kalbi keşiflerin, sır yarenliğinin ve ruh müşahedelerinin hidayetini gizlerse, biz onları “insanlara apaçık gösterdikten sonra…” Sohbetin bereketiyle kalplerin ve ruhların nurlarının eserlerini idrak etmenin ve tabi olmanın nuruyla aydınlanmış akıllarının kitabında apaçık gözler önüne serdikten sonra gizlerse… 
Gizleyenlere “Allah lanet eder…” Onları reddeder, kovar. Yüceler âlemindeki “lanet ediciler” lanet eder. Onları yalnız bırakırlar. Kudret ve nur âleminden kaynaklanan yardım ve desteği sunmayı terk ederler. Onlara yardım etmeye hazır, onlara karşı iştiyak duyan yüceler âlemindeki varlıklar da onlara lanet ederler. Çünkü daha önce onların kalplerinin nuruna ısınmışlardı, doğruluklarının gücüyle onlardan nur edinmişlerdi, onlarla sohbet etmenin ve onlarla beraber olmanın huzurunu tatmışlardı. Hallerinin anlamlarının parıldayışı esnasında onlarla ve onların nefesleriyle bereketlenirlerdi. İşte bunlar onları terk ederler, sohbetlerini keserler. Arkalarını dönüp onlardan yüz çevirirler. Çünkü yukarıda saydığımız özelliklerini yitirdiklerini fark ederler, saflıklarının gidip yerine bulanık bir iç âlemin yerleştiğini hissederler. 

Bu metin tasavvufî, irfanî ve sembolik bir dille yazılmış. Düz okuyunca ağır geliyor; ama kelime kelime çözüldüğünde aslında Bakara 159’un batınî (iç) okuması yapılıyor. Aşağıda ifadeyi bozmadan, ama her kavramı Türkçe karşılığıyla tek tek açıklıyorum.


1. “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayet yolunu gizleyenlere…”

Buradaki “açık deliller ve hidayet” sadece:

– Yazılı ayetler
– Fıkhî hükümler
değildir.

Tasavvufî anlamda şunları kapsar:

a) “İrfan nurları”

→ Allah’ın kulun kalbine verdiği ilham, anlayış ve hikmet ışıkları

b) “Fiil ve sıfat tecellileri ilimleri”

→ Allah’ın:

– Fiillerinin (yaratma, diriltme, öldürme…)
– Sıfatlarının (ilim, kudret, rahmet…)

kulun idrakinde açılmasıyla oluşan marifet bilgisi

c) “Hâl ve makam hidayetleri”

→ Sâlikin yolculuk sırasında yaşadığı:

– Tevbe
– Sabır
– Tevekkül
– Rıza
gibi manevî duraklar

d) “İlmel-yakîn yoluyla ilettiğimiz zâtî tevhid hidayeti”

→ Akıl ve ilim yoluyla ulaşılan Allah’ın birliğini kesin bilgiyle bilme hâli


2. “Apaçık aynî bir olgu nefsin çeşitlendirmesiyle gizlenmez”

Bu cümle şunu söylüyor:

Hakikat aslında apaçıktır.
Onu gizleyen hakikat değil, nefstir.

Yani:

– Hak değişmez
– Hak bölünmez
– Hak karışmaz

Ama nefs, hakikati:

– Bahane ile
– Yorumla
– Korkuyla
– Menfaatle

örtebilir.


3. “Kalbî keşiflerin, sır yarenliğinin ve ruh müşahedelerinin hidayeti”

Bunlar ne demek?

a) Kalbî keşif

→ Kalbin perde arkasını sezmesi
→ İlahi hakikatleri içten idrak etmesi

b) Sır yarenliği

→ Allah ile kul arasında oluşan mahrem yakınlık

c) Ruh müşahedesi

→ Varlığı Allah’a nispetle görme
→ “Her şey O’ndandır” şuuruna erme

Bu hidayetler yaşanır ama emanettir.
Bunlar kibirle, korkuyla veya çıkarla gizlenirse ayet devreye girer.


4. “İnsanlara apaçık gösterdikten sonra…”

Bu çok önemli bir eşik:

Burada henüz bilmeyen değil,
bildiği ve yaşadığı hâlde gizleyen kastedilir.

Yani:

– Sohbetle
– Hâl ile
– Nefesle
– Örnek olarak

başkalarının kalbini aydınlatmışken…

Sonra susmak, geri çekilmek, saklamak…

İşte bu ağır bir sorumluluktur.


5. “Akıllarının kitabında apaçık gözler önüne serdikten sonra”

Bu ifade çok derindir.

“Kitap” burada:

→ Mushaf değil
→ İnsan aklı ve kalbidir

Yani:

– İnsanların zihninde
– Kalbinde
– Vicdanında

hakikat netleşmişse,
o kişi artık “bilmiyordum” diyemez.


6. “Gizleyenlere Allah lanet eder…”

Tasavvufî anlamıyla “lanet”:

a) “Reddeder”

→ İlahi yakınlıktan uzaklaştırır

b) “Kovar”

→ Manevî huzurdan çıkarır

Bu bir beddua değil, ilahi sonuçtur.


7. “Yüceler âlemindeki lanet ediciler lanet eder”

Bu ne demek?

→ Melekût âlemi
→ Ruhânî varlıklar
→ Manevî destek güçleri

artık o kişiye yaklaşmaz.


8. “Yardım ve desteği sunmayı terk ederler”

Bu çok kritik:

– Tevfik kesilir
– Bereket gider
– Sohbet tadı kaybolur
– Söz etkisini yitirir

Kişi hâlâ konuşur ama söz geçmez.


9. “Onları terk ederler, sohbetlerini keserler”

Bu çok ince bir işarettir:

Eskiden:

– Yanında huzur bulunan
– Sözü kalbe işleyen
– Nefesi ferahlatan

biri artık:

– Sıkıcı
– Bulanık
– Ağır

gelmeye başlar.

Çünkü nur çekilmiştir.


10. “Saflığın gidip bulanıklığın yerleşmesi”

Bu son cümle her şeyi özetler:

Hakikat gizlenince:

– Kalp safiyetini kaybeder
– İç âlem bulanır
– Niyet bozulur

Ve bunu en önce ehli fark eder.


Tek Cümlelik Özet

Bu metnin özü şudur:

Allah bir kulun kalbini nurla açtıysa, o nur artık emanet olur.
O emanet gizlenirse, nur çekilir; kişi yalnız kalır.

Share this content:

Bir yanıt verin