Yıllar boyunca öz-sınırlayıcı inançlara nasıl da sürekli olarak programlanmakta olduğumuzu ya da kendi içimizde hissetme şeklimizi değiştirmek için kendi dışımızdaki bir şeye ihtiyacımız olduğuna inandırıldığımızı düşünmüşümdür. Bu her şeyin ötesinde reklamın varlık nedendir. Bizi mutlu ya da daha iyi hissetiren dış kaynaklara karşı asla bitmeyen bir bağımlılık ve onların sürekli tüketimi. Bize bütünden ayrışmamızı anımsatan bu inançlar medya, televizyon şovları, reklamlar, haberler, video oyunları internet siteleri yoluyla ve bazen müzikle bile kesintisiz bir şekilde içimizde kök salar. Bu gerçekten çok basit bir stratejidir: İnsanları eksiklik, korku, öfke, karşıtlık, önyargı, acı, keder ve endişe duygularıyla ilişkilendirip, onları bu hisleri ortadan kaldıracak dışarıda ki birileri veya bir şeylere bağımlı kalırlar. Süreğen bir meşguliyet halinde kalır ve devamlı hayatta kalma duyguları içinde olursanız, asla kendinize inanmaya fırsatınız olmaz.
Beyin dalgalarınız yavaşlarken ve analitik zihninizin ötesine geçmeye başladığınızda, beyniniz Transa girer ve telkinlere daha açık hale gelirsiniz. Bunun tersi de doğrudur. Beyin dalgalarınız hızlandığında daha analitik olur, beyin transtan çıkar ve telkinlere daha kapalı hale gelirsiniz. Telkine açıklık herhangi bir analiz yapmadan kabullenme, inanma ve telkinlere teslim olma yeteneğinizdir…