Bakara 11-Meal ve Tefsiri

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِۙ قَالُٓوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ﴿١١﴾
Meal
Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. (11)

https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-1/bakara-suresi-2/ayet-11/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1

11- Bu âyet yukardaki âyetine atfedilmiştir. Bunlara: “Şu yeryüzünde fesatçılık yapmayın, fesat çıkarmayın, ortalığı ifsat etmeyin.” diye uyarı ve kötülükten yasaklama yapıldığı zaman “hayır biz fesatçı değil, ıslah edici adamlarız, fesat değil, yalnız ıslah ve ıslahat yapan kimseleriz” demektedirler, böyle demişlerdir ve böyle derler. Bilhassa Ebu’s-Suûd’un da açıkladığı üzere, bunu derken yaptıkları fesatçılıkları, inkâr ile örtmek isterler. Bundan asıl maksatları ise yaptıkları şeylerin fesatçılık değil, bizzat ıslah olduğunu iddia etmektir. Çünkü bunlar hak ve gerçeği seçemediklerinden ve seçmek istemediklerinden, bozmayı düzeltmek sanırlar .Yeryüzünün bozulması, Allah’ın kullarının durumlarını bozan, gerek geçimleri ve gerek ahiretleriyle ilişkili işlerini çığırından, hedefinden çıkaran fitneler, harplerdir. Bozgunculuk da bunları ve bunlara sevkedici olan şeyleri ortaya çıkarmaktır. Münafıklar da böyle yapıyorlardı. Müminlerin içine karışıyorlar, sırlarını kâfirlere açıklıyor ve onları iman ehli aleyhine teşvik ediyorlardı. İnsanları tutuşturmak, müminleri bozmak, zarar vermek için fırsatlar icat etmek ve fırsatlardan istifade etmek gibi kötülükler yapıyorlardı. Müminler de bunları uyanıklıklarıyle gözden kaçırmıyorlar, gaflet etmiyorlar ve kötülüklerden vazgeçirme hususunda dinî görevlerini yapıyorlar ve münasib şekilde nasihat ve uyarmalarda bulunuyorlardı. Fakat münafıklar ne öğüt dinlerler, ne de dinlemek isterler. Bunlara karşı “biz ancak ıslah edicileriz” derlerdi. Müminler, bunların yalan yanlış ıslahcılık davasına inansınlar mı? İşte Cenab-ı Hak bu noktayı şu tenbih ile açıklığa kavuşturuyor:✅

Bakara 11 -Açık Kuran

1 ve iza zaman
2 kile denildiği قول
3 lehum onlara
4 la yapmayın
5 tufsidu bozgunculuk فسد
6 fi
7 l-erdi yeryüzünde ارض
8 kalu derler قول
9 innema sadece
10 nehnu biz
11 muslihune düzelticileriz

Ahmed Hulusi – Türkçe Kur’an Çözümü
Onlara, arzda (yeryüzünde ve bedende) fesat çıkarmayın (varoluş amacına uygun olmayan şekilde hareket etmeyin), denildiğinde: “Biz ıslahçılarız (yerli yerinde kullananlarız)” dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali
Hem bunlara yer yüzünü fesada vermeyin denildiği zaman biz ancak ıslahcılarız derler

https://acikkuran.com/2/11
https://mealler.org/SureveAyetler.aspx?sureid=002&ayet=011
https://www.kuranmeali.net/bakara-suresi-11.ayet.htm
https://www.kuranmeali.com/Elfaz.php?sure=2&ayet=11
https://quran.com/tr/2?startingVerse=11
https://kuranharitasi.com/kuran.aspx?sureno=2&ayetno=11

Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.
Tefsir
Her insan kendi aklını beğenir ve tuttuğu yolun doğru olduğunu iddia eder. Sıra iddianın deliline gelince müminle kâfirin farkı ortaya çıkar. Müminin delili, aklının yanında, hatta önünde bulunan ve doğru bilginin kaynağı olan vahiydir, Kur’an-ı Kerîm ve hadislerde yer alan bilgiler ve açıklamalardır. Hz. Peygamber’e inanmayanlar ise yalnızca beşerî bilgi kaynaklarıyla yetinmek durumundadırlar. Beşerî bilgi kaynakları birçok konuda, tek başına doğruyu bulmaya, bilmeye yeterli olmadığından bununla yetinenler hataya düşerler, yanlış yollara saparlar; ancak gerçeği bilmedikleri için kendi bildikleri ve yaptıklarının doğru olduğunu savunmakta ısrar ederler. Hak dine inanmayanlar, akıl üstü konularda yanıldıklarını ancak çıkmaza saplandıkları, sistemleri tıkandığı, bunalımlar baş gösterdiği zaman kısmen anlarlar, çoğu defa yine anlamaz, yanlış yorumlara girişirler, gerçeğin bilgisi âhirete kalır ki bunun da artık dünyada onlara faydası olmaz.

Bakara 11- Tevilat

11- Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz
ancak ıslah edicileriz” derler.
“Onların kalplerinde bir hastalık vardır.” Kalplerinde şüphe ve nifak
vardır. Ayetin akışı içinde “hastalık” kelimesinin orijinalinin nekre/belirsiz
olarak yer alması ve cümlenin zarf cümlesi olarak sunulması, hastalığın
kalplerine arız olduktan sonra yerleşip kökleştiğine yönelik bir işarettir.💧Nitekim, benzeri bir durumun yeminde de söz konusu olduğuna daha
önce işaret etmiştik. Aksi takdirde “kalpleri hastadır…” veya “ölüdür…”
şeklinde bir ifade kullanılırdı.“ Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır.”
Kalplerine kin, kıskançlık ve gizli düşmanlık gibi başka bir hastalık
eklemiştir. Bunu da dinin mesajını en yükseğe çıkartarak, Resulüne ve
müminlere yardım edip zafer bahşederek sağlamıştır. Bütün alçak
huylar, davranışlar kalpler için hastalıktır. Bunlar kalplerin
zayıflamasına, özel faaliyetlerinde musibete duçar olmalarına, sonunda
da helak olmalarına sebep olur. Münafıkların elem verici azapları ile
kâfirlerin büyük azabı arasında fark vardır. Çünkü ezelde rahmet
dergâhından kovulanların azabı büyük olur ve bunlar azabın acısının
şiddetini hissetmezler. Bunun nedeni de kalplerinin kavrayışının
safiyetinin olmayışıdır. Tıpkı cansız veya felç olmuş ve bir hastalıktan
dolayı yumru haline gelmiş bir organ gibi. Böyle bir organı kessen veya
dağlasan hissetmediği gibi, başka acıları da duymaz. Münafıklara
gelince, onlar aslında istidat sahibidirler ve kavrayışları da hayatiyetini
korumaktadır, bu yüzden azabın acısını hissederler. Özellikle yalan ve
sonuçları gibi kendilerine arız olduktan sonra müzminleşen
hastalıklarından dolayı azapları daha da elem verici olur.💧
—————-
Bunlar, yeryüzünde fesat çıkarmaktan nehyedildikleri zaman, yani
süfli cihetten bozgun yapmaktan menedildiklerinde, nefisleri günah
kirleriyle kaplamak, fitne ve savaşlar çıkarmak, insanlar arasında kin ve
düşmanlık duygularını kışkırtmak gibi nefisleri ve onlara taalluk eden
maslahatları ifsat etmemeleri(=ifsad düzeni bozma, karışıklık çıkarma, karıştırma.) yönünde bir çağrıya muhatap
olduklarında, bunu inkâr ederler, üstelik nefislerinin ıslah ediciliğini
kanıtlamak için bin bir yola baş vururlar.💧Çünkü onlar ıslah ediciliği, iyi
bir geçim temin etmek, türlü geçim yollarını bulup kolaylaştırmak, dünya
işlerini özellikle kendi nefislerinin lehine düzenlemek şeklinde algılarlar.
Bunun sebebi, dünyaya sevgiyle bağlanmaları, bedeni lezzetlere
gömülmeleri, cüzi, basit menfaatleri aşamamaları, onların perdesinin
arkasında çakılı kalmaları, maddi hislerin lezzetine kapılıp külli genel
maslahatları, akli lezzetleri görememeleri, algılayamamalıdır. Onlar bu
şekilde maksatlarına kolaylıkla eriştiklerini, amaçlarını suhuletle(=Uhulet kelimesi, sessiz ve sakin, sakince anlamlarına gelmektedir. Suhulet kelimesi ise kolaylık, naziklik, yumuşaklık ya da uygun ortam anlamlarında kullanılmaktadır.) gerçekleştirdiklerini düşünürler,💧ama duyularla algılanan ifsat ediciliklerinin farkında olmazlar. Müslüman fakirlerin, gariblerin, baldırı
çıplak zavallıların inandığı gibi gerçek imana davet edildikleri zaman, bu
gibi insanları, gerçek zühtlerinden dolayı dünya kırıntılarını terk ettikleri,
dünya metaından, lezzetlerinden ve güzelliklerinden yüz çevirdikleri için
beyinsizlikle, ahmaklıkla suçlarlar. Çünkü kalplerinde hastalık olan bu
insanların en büyük hedefleri, heva ve heves bağının tutsağı, vehmin
hakimiyeti altında ve kendilerini alçaklığa doğru sürükleyen akıllarının
en uzak gayesi, en yüce maksadı işte bu lezzetlerdir. Sadece dünya
hayatının zahirini bilirler ve onların ahiretten haberleri yoktur. En büyük
beyinsizliğin, adi faniliği şerefli bekaya tercih etmek olduğunu bilmezler.
Bilinç ve bilgiden yoksun oldukları için bu iki olgu arasındaki farkı
algılayamazlar. Çünkü kendilerini aldatmalarının ve yeryüzünde fesat
çıkarmalarının etkisi somut bir gerçeklik kadar açıktır. Buna karşılık
beyinsizlikle hikmetlilik arasındaki farkı bilmeyi gerektiren ahiret
nimetlerini dünya nimetlerine tercih etmekse salt akli (istidlalle=Çıkarım ) bilinecek bir olgudur. ✅

Share this content:

Bir yanıt verin